Tarihi Eserlerimiz
Tarihi Eserler
Gök Medrese Şifaiye Medresesi Buruciye Medresesi Sivas Kalesi Ulu Cami Çifte Minare
Gök Medrese
Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Mimarı (Kaluyan-ı El Konevi) Konyalı Kaluyan''dır. Ahmet Eflaki Kaluyandan bahsederken; resim sanatında, tasvirde eşi ve benzeri bulunmadığın, Mevlana''nın müridi olduğunu söylemektedir. Konyalı Kaluyan 78 yaşında Gök Medreseyi inşaa etmiştir.
Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı Gök Medrese adını almıştır. Plastik sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme kullanılmış olup, Taç kapısının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan motifleri vardır. Medreseye girişte sağda mescit, solda ise Darül Hadis bölümü mevcuttur.Taç kapının en üst bölümünde " Kılıçarslan''ın oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev''in Saltanat günlerinde imar edildi" yazmaktadır. Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşaa edilmiş kemerli bir revak bulunmaktadır. Bu revakın gerişinde küçük kapılardan hücrelere geçilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneyindeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür. Evliya Çelebi Gök Medrese''yi "Kızıl Medrese" veya " Darü-t Tedris" olarak adlandırmaktadır. Gök Medrese bugünkü anlamıyla İlahiyat Fakültesi olarak hizmet vermiştir. Medresedeki görevlilere yemekten başka ayda belli ölçülerde maaşta veriliyordu. Örneğin müderrisin 150 dirhem gümüş para, talebelerin sınıflarına göre 15 - 10 - 8 dirhem, mimarın 50 dirhem aşçının ise 5 dirhem maaşı vardı. Gök Medrese''de yer alan Hayat Ağacı motifi Kartal, kuş meyve kompozisyonu ölü ruhların öbür dünyaya geçişini canlandırmaktadır. Gök Medrese''de yer alan hayvan başları motifi ise (Koç, tilki boğa, ördek, at kuş, aslan, yılan ve fil ) Burç işaretlerinin kastedildiği sanılmaktadır. Türklerin 12 hayvanlı takviminde bu hayvanların bir kısmı mevcuttur.
Şifaiye Medresesi
Sivas Selçuklu Parkı içerisinde, Çift Minareli Medresesinin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I.İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu Tıp sitelerinin ve hastanelerinin en eskisi ve en büyük boyutlu olanıdır. 1220 yılında vefat eden I.İzzeddin Keykavus, vasi-yeti üzerine çok sevdiği bu Medresesinin güney eyvanındaki türbede ailesi ile birlikte yatmaktadır.
Birinci İzzettin Keykavus; bilgin, iyi huyu ve şair bir insandır. Gen yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. Kabrinin girişinde bulunan kitabede " Yazıklar olsun ki biz geniş görkemli saraylardan, karanlık dar kabirlere girdik. Zenginliğimizin ve servetimizin çokluğunun faydası olmadı. saltanatımız yok olup, zevalin eşiğinde fani alemden baki aleme ölüm yolculuğu gerçekleşti". 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında cephanelik ve levazım deposu olarak kullanılmıştır. Gerek Taç kapı cephesi gerek pencereler ve ana eyvan cephesi içiçe geçmiş yıldız biçiminde motiflerle kaplıdır. Darüşşifanın Güney Eyvanı 1. İzzettin Keykavus''a Türbe olarak ayrılmış ve inşaa edilmiştir.
Buruciye Medresesi
1271 yılında yapılan Buruciye Medresesi Sivasın ileri gelen zenginlerinden olan aslen Hamedan (İran) yakınlarındaki Burucird şehrinden olan Muzaffer Burucerdi tarafından pozitif bilimlerin okutulması amacıyla yaptırılmıştır.
Açık avlulu 4 eyvanlı olan medrese; Selçuklu Dönemi taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Medrese cephesi sarımtırak renkli kumlu taştan son derece bezeme zenginliğine sahip bir şekilde yapılmıştır. Cephede madalyonlar ve rozetler kabartma tekniğinde işlenmiştir. Dört eyvanlı ve iki katlı olan medresede; yanlardan dörder sütuna dayanan düz taş örgülü revaklar klasik bir olgunluk gösterir. Sütun başlıkları ve sütunlar değişik dönem (Roma - Bizans) özelliklerini gösteren devşirme malzemelerdir. Giriş eyvanının güneyinde mescidi (kitap satış yeri olacak) kuzeyinde ise medreseyi yaptıran Muzaffer Burucerdi ve iki çocuğunun türbesi bulunmaktadır. Türbede Selçuklu sanatının en güzel örnekleri olan çiniler türbeye ayrı bir güzellik vermektedir. Kare mekandan türbeye geçiş Türk üçgenleri ile sağlanmıştır. Medresenin kuzey güney ve ana eyvanı yazlık dershane olarak, ana eyvanının güney ve kuzeyindeki büyük odalar ise kışlık dershane olarak kullanılmıştır. Medresenin Taç Kapısı üzerinde; Arapça, ilim talep etmek her Müslümana farzdır hadisi dört bölüm halinde kabartma olarak yazılmıştır. Ana eyvanın cephesinde sağ alt köşeden başlayarak tüm cepheyi dolanan ve sol alt tarafta son bulan Ayetel Kürsi kabartma olarak sülüs hatla yazılmıştır.
Sivas Kalesi
Romalılardan önce Sivas'ın bulunduğu yerde Cabira adında bir kalenin olduğunu, yine aynı adla bir şehir kurulmaya başlandığını yazılı kaynaklardan öğrenmekteyiz. Doğal bir tepe üzerinde kurulan kaleyi, M. Ö. 2. binin başlarında Hititler'in iskân ettiği de bilinmektedir. Sivas'ın ilk kalesi Cabira'dır. Ortaçağda Sivas'ın çevresi sağlam bir sur ile çevrilidir. İlk kez Roma İmparatoru Jüstinyen (527-565) tarafından inşa edilmiştir. Sivas'ın İran yolu üzerinde olması nedeni ile Jüstinyen daha sonra bu şehrin sur ve kalesini onararak daha da sağlamlaştırmıştır. Surlar Dânişmendliler döneminde yeniden, yaklaşık 1071'de onarılmıştır. Dânişmend Gazi Sivas'ı ele geçirmiş kaleyi onartmış ve şehri imar ettirerek başkent yapmıştır. Kale kitabelerinden anlaşıldığı üzere, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat zamanında Ümerâdan Bahattin Yakup tarafından kale ve surlar tamir edilmiş; büyük çapta yapılan onarımda, Timur istilâsı da düşünülerek neredeyse tamamen yenilenmiştir. Eratna Devleti'nin kurucusu olan Kadı Burhâneddin Ahmet de Sivas kalesini tamir ettirmiş; kuzey, doğu ve güney yönlerini içi su dolu derin hendeklerle çevirttirmiştir. Kale ve surların son büyük onarımı ise Timur istilâ ve yıkımından sonra Çelebi Sultan II. Mehmet zamanında, ulemadan Akbil adlı kişi tarafından yaptırılmıştır. Sivas Kalesi, üç bölümlüdür: Birisi toprak tepenin bulunduğu yukarı kaledir. İkincisi bu tepeye yaklaşık 500 m uzaklıkta, çevresi 1500 adım olan sur ki buna aşağı kale denmektedir. Üçüncüsü ise yaklaşık 10.500 adım, 6500-8400 m. uzunluğunda, yüksekliği ise 16-25 m. civarında, onikigen (Daireye yakın), büyük kesme taşlarla inşâ edilmiş, kale ve burçlarla takviye edilmiş sağlam sura sahiptir. Şehri tamamen kuşatan dış surların Evliya Çelebi'ye göre beş, Timur'un tarihçisi Şerafeddin Yezdi'ye göre yedi kapısı vardır. Bunlar: I. Kayseri kapısı, 2. Dolap kapısı, 3. Tokma kapısı, 4. Concun kapısı, 5- Selpür (Sülpür) kapısı, 6. Bağdat kapısı, 7. Tokat kapısıdır. Sivas sur kapıları ve surları bugün mevcut değildir; ancak, bazı kapı adları mahalle isimleri olarak devam etmektedir. 1979 yılında Tüdemsaş'a giden demiryolu köprüsünün doğusunda soyunmalık binası yapılırken, temel kazısı sırasında sur kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.Yukarı Kale Çelebi Sultan Mehmet tarafından yapılan ve toprak tepe denilen yukarı kale, 40 m. yüksekliğinde olup bu kaleye Akropolis (Yukarı Şehir) de denmektedir. Yukarı kale kare şeklinde, iki kapılı, duvarla çevrili ve etrafında hendek olmayan müstahkem bir kaledir. Kapılardan biri güneye, aşağı şehre açılır; diğeri ise doğu yönünde devamlı kapalı tutulurdu. Evliya Çelebi'ye göre, XVII. yüzyıl ortalarında yukarı kalede 200 asker evi, bir cami, erzak ambarları, su sarnıçları, cephanelik ve kırk kadar şahi denilen toplar vardır. Her yönüyle mükemmel olan yukarı kaleden, günümüze kuzey yönündeki dik yamaçta bir kaç kesme taş duvardan başka hiç bir iz kalmamıştır. Kalenin üzeri düzenlenerek gazino ve mesire yeri hâline getirilmiştir. İşleri kötüye gidenleri teselli etmek için "Üzülme düzelir. Düzelmese kalenin başı düzelmezdi" darb-ı meseli söylenir. Yukarı kalede yapılan bilimsel kazılarda. 2 m derinlikte Hitit katmanı tespit edilmiştir.Aşağı Kale Yukarı kale ile sur arasında yukarı kaleden 300-400 m uzaklıkta, dış surların içinde Şifâiye, Burûciye, Çifte Minare Medreseleri, Kale Camii ve Kale Hamamı'nı içine alan dikdörtgen plânlı 20-23 kule, 600 mazgal, 22-27 m yüksekliğinde kesme taş örgülü 1500 adım uzunluğundaki surların içinde Paşa Sarayı, üç yüz ev, dükkanlar ve hapishane yer almaktadır. Paşaların bir arada oturması zorunlu idi. Haftada dört defa divan kurulur ve toplantılar yapılırdı. Kale kumandanları ve nöbetçiler kale kapılarının iç yüzünde beklerlerdi. Aşağı kalenin dış surlarının temel kalıntıları, 1988 yılında yapılan kanalizasyon hafriyatı çalışmaları sırasında İnönü Buharı üzerinde Kongre Binası önünde ortaya çıkmış, üzeri tekrar kapatılmıştır. Aşağı kaleden (Paşa Kalesi) surlardan başka iz kalmamıştır. Sivas konaklarının temel duvarları ile bazı idarî yapılarda bol miktarda büyük kesme taşların kullanılmış olması, anılan surlardan sökülen taşlarla inşa edildiği sorusunu ve şüphesini akla getirmektedir.
(Kaynak: Denizli, Hikmet, "Sivas Tarihi ve Anıtları")
Ulu Cami
Anadolu'nun en eski camilerindendir. Camilerin mekân fikrinin gelişmesinde önemli bir basamağı teşkil etmektedir. Avlusuna üç yönden girişi ve düz damlı, dikdörtgen plânlı, kufe tipli cami sınıfına giren ender örneklerdendir. Kubbe fikrinin henüz gelişmediği dönemde yapılmıştır. Bazı bilim adamlarına göre Dânişmendli dönemi eseri olarak da kabul edilmektedir. Dânişmendliler 1085-1178 yılları arasında Sivas, Kayseri ve Malatya'ya yerleşmişlerdir. Tokat, Niksar Ulu Camii (1145), Kayseri Ulu Camii (XII. yy. ortaları), Tokat Yağıbasan (Çukur) Medrese (1151-52), Niksar Melik Nizameddin Yağıbasan (1157-58), Niksar Kulak Tekkesi ile Türbesi; Kayseri-Pınarbaşı-Türbe Köyü Melik Dânişmend Kümbeti Dânişmendli eserlerinden bazılarıdır. Dânişmendliler 1178'de Selçuklulara bağlanmasına rağmen adlarına yapılan yapılar yüzyılın sonuna kadar uzanmaktadır. Sivas Ulu Câmii'ni de Dânişmendli döneminin önemli eserlerinden saymak mümkündür. Böylesine önemli bir eserin ne yazık ki avlusuna 1974 yılında betonarme bina yapılarak avlu plan tertibi bozulmuştur. 1955 yılında yapılan büyük onarım sırasında caminin inşa ve onarım kitabeleri bulunmuş, yapım tarihi ve yaptıranı ilim âlemine tanıtılmıştır. Yapım kitabesi Sivas Müze Müdürlüğü'ndedir. 1120 envanter numaralı, kalkerli taştan, 89cm x 49cm x 17cm boyutlarında, üç satırlık kitabesi şöyledir:"Bu mescidin yapılmasını dîn ve dünyanın kıymeti olan adaletli İzzeddin'in oğlu (aziz oldu ve Allah ona yardım etti) Melikşah'ın saltanatları zamanında Allah'ın rahmetine dönecek olan İbrahim oğlu Kızılarslan tarafından Kul Ahi'ye 593 (1196-1197) yılında emretti." Onarım kitabesi de, Sivas Müze Müdürlüğü'nde 1121 envanter numarada kayıtlıdır. 52cm x 35cm boyutlarında, kalkerli taştan, dört satırlık kitabenin ilk satırı okunamamaktadır. Kitabenin okunuşu şöyledir:"Bir gücü ve topluluğu yenen, dîn ve dünyanın şerefi, fetihlerin sahibi, Allah'ın zayıf kulu, müminlerin emiri Keyhüsrev oğlu Keykavus Yusuf ‘un oğlu... 609 (1212) yılında Allah'ın rahmetine kavuştu." Yapım kitabesinden de anlaşılacağı üzere cami, 1196-97’de II. Kılıç Arslan'ın oğlu Kutbeddin Melik Şah'ın saltanatları zamanında Kul Ahi yaptırmıştır. İkinci kitabeden de caminin I. İzzeddin Keykavus döneminde, 1212 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Camiin asıl ibadet alanı ahşap tavan üst örtü sistemi 1955 yılı onarımında tamamen değiştirilerek ahşap taklidi betonarme tavan haline getirilmiş, akıntıyı önlemek amacıyla üzeri bakır kaplı kırma çatı ile örtülmüştür. Anadolu cami mimarîsinde Urfa Ulu Camii'den sonra en erken tarihli son cemaat yerine sahip olan ve üç yönden girişi bulunan avlulu ilk camilerindendir. Güney duvarına dikey olarak düzenlenmiş 11 sahında, 50 yığma ayak birbirine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Ulu Cami, 54,70m x 33,70m iç ölçülerindedir . Doğu-Batı doğrultusunda dikdörtgen planlı avluya kuzey, doğu ve batı yönlerinden girilmektedir. Avlu, yaklaşık 25m x 55m ölçülerindedir. Kuzey duvarı eksenindeki giriş kapısının iki yanında daire kesitli mihrabiyeler yer almaktadır. Asıl ibadet alanına, kuzey duvarının tam ortasında asıl ve köşelere yakın yerlerden birer olmak üzere üç ayrı kapı ile girilmektedir. Asıl ibadet alanının kuzey-güney doğrultusundaki on bir sahnı oluşturan kesme taş örgülü yığma elli adet ayak, sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmıştır. Mihrab eksenine uzanan orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur. Ulu Camii, dıştan ve içten tamamen kesme taş malzeme ile yapılmış, beden duvarları kalın bir tabaka hâlinde kireçle sıvanmıştır. Cami orijinalde ahşap tavanlı, düz toprak damlı olarak yapıldığı hâlde günümüze bu şekliyle gelememiş; 1955 yılında geçirdiği onarımlar sırasında ahşap yerine daha dayanıklı malzeme olan beton kullanılarak tavanı yenilenmiş; ahşap görüntüsü verilmiştir.PORTAL Sivas Ulu Cami'nin asıl giriş kapısı ile diğer kapıları süslemesiz ve sade görünümlüdür.MİHRAB Sivas Ulu Camii'nde 1955 yılında yapılan onarımlar sırasında çıkarılan orijinal mihrabın üzerinde, birbirini kesen sekizgenlerden geometrik örgü motifli iç içe iki sekizgenin kenarlarından çıkan kollarla kesilmesi ile kareler oluşturan süsleme elemanları bulunuyormuş. Onarımda mihrabın süslemeleri taş malzemeyle sade bir şekilde düzenlenmiştir. Üstünde yukarıya doğru gittikçe daralan yedi sıra mukarnaslı kavsaradan başka süsleme elemanı görülmez.MİMBER Ulu Cami'nin orijinal olmayan minberi taş malzemeyle, son derece sade bir şekilde yapılmıştır.MİNARE XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen minaresi, caminin güney doğu köşesine yaklaşık 3m uzaklıktadır. Minare kaidesi tuğla örgülü, sekizgen kaidelidir. Sağır kemerli nişler üzerinde firuze renkli sırlı tuğlalarla "el-azametü ve'l-ikbâl... el-mülkü lillâhi'l-vâhidi'l-kahhâr" yazılıdır. Tuğla örgülü silindirik gövde, şerefeye doğru düzgün bir biçimde incelerek yükselir. Tuğla gövde kilit örgülü yazı şeritlerinde firuze renkli sırlı tuğladandır. Kilit tuğla örgü sistemi gövdeyi aralıksız kaplar. Biri korniş altında diğeri gövdenin ortasında iki yazı kuşağı bulunmaktadır. Şerefiye altı mukarnaslı olup ilk sırası orijinal, üst sıralar ve şerefe geç dönemlerde onarılarak yenilenmiştir. Şerefe mukarnaslarının başlangıcı tuğla, çini, mozaik malzemelidir. Küçük nişler içinde geometrik kompozisyonlar işlenmiştir. Prof. Dr. Refet Yinanç, Sivas Abideleri ve Vakıfları, Vakıflar Dergisi XXII. sayısındaki makalesinde cami ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. "Ulu Cami, Timur istilasında tahribata uğradığı gibi 1402 Ankara Savaşı'ndan sonra Sivas'a hâkim olan Mezid Bey ile onu itaat altına almak isteyen Çelebi Mehmed'in ümerasından Bayezıt Paşa arasında meydana gelen çarpışma esnasında da kısmen yıkılmıştır. Çelebi Mehmed kuvvetleri tarafından sıkıştırılan Mezid Bey, Ulu Cami'ye sığınınca Bayezıt Paşa caminin yıkılmasını emretmiş, Mezid Bey de minareye çıkarak mücadeleye devam etmek istemişse de minare ateşe verildiğinden teslim olmak zorunda kalmıştır. Cami daha sonra hayır sahipleri tarafından tamir ettirilmiştir. 1525 yılında yeniden onarılan cami 1597'de Sivas valisi Mahmud Paşa zamanında tekrar tamir görmüştür. Son olarak Şeyh Hacı İsmail Toprak'ın himmeti ve halkın yardımı ile 1955'de restore ve tamir ettirilerek ibadete açılmıştır. Vakıfları: Vakfiyesi Timur istilası sırasında kaybolan caminin eski vakıfları daha sonra padişah beratları ile görevlilerin tasarrufunda bulunan yerlere göre tespit ve tescil edilmiştir. Vakıflarını, 1578'de tanzim edilmiş evkaf ve tahrir defterlerinden tespit etmiş bulunuyoruz. Camiye altı köy, yedi mezra, dört zemin (arazi) vakfedilmiştir. Ayrıca daha sonra bazı hayır sahibi kişilerin tahsis ettikleri gelirle caminin vakıf gelirinin arttığı görülmektedir. Tahrir defterinde yapılan tashihlerden ve pusula kayıtlarından caminin vakıflarının bu yüzyılın başlarına kadar devam ettiği anlaşılmaktadır." 1955 yılı büyük onarımını Merhum İhramcızade İsmail Hakkı TOPRAK yaptırmıştır. Asıl ibadet alanı kuzey duvarında yer alan ve son cemaat yerine açılan pencerelerin iç lentoları dikkat çekmektedir. Bugüne kadar hiç bir kaynakta rastlamadığımız iri taşlar üzerinde büyük Arap harfli yazılar bulunmaktadır. Bu kitabeler pencere lentosu olarak kullanıldığı için sağlıklı okunamamaktadır. Kanaatimizce bu büyük boyutlu kitabe taşları başka bir binadan getirilerek 1955 yılı onarımında bu pencerelerde kullanılmış olmalıdır. Kitabelerde sırası ile şunlar yazılıdır: ULU CAMİ HAKKINDA RİVAYETLER Vehbi Cem Aşkun, Ulu Cami hakkında şu rivayetlere yer vermektedir. Vaktiyle cami, istasyon civarındaki Gazhane denilen mevkie yapılacakmış; fakat bir türlü muvaffak olamamışlar. Caminin yapılması için icabeden malzeme gündüz akşama kadar Gazhane’ye taşınmış, sabahleyin kalktıklarında aynı malzemenin caminin bugünkü yerinden olduğunu görmüşler ve aynı hal 40 gün devam etmiştir. Nihayet ihtiyar bir zat peyda oluyor. Caminin gazhaneye değil hâlihazır yerine yapılmasını söylüyor ve nasıl yapılacağını da izah ediyor. Sonra gözden kayboluyor. Bunun üzerine derhal ihtiyarın dilediğini yerine getiriyorlar ve o zâtın da Hızır olduğuna kani olarak caminin ilk direğini onun görüldüğü yere dikiyorlar. Adına "Hızır Direği" diyorlar. İkinci efsane de bu direk hakkındadır: "Caminin içerisi çok geniştir. Üç kapısı vardır. En kalabalık bayram günlerinde bile kolay kolay dolmaz. Dünün mimari tarzına göre caminin içinde birçok direkler vardır. Bunların arasında Hızır direği ayrı bir hususiyet taşır. Herkes bunun dibinde oturur. Hatta daha ileri vararak buraya nur yağdığını bizzat gördüklerini söyleyenler de çoktur. Bilhassa bayanların inananı fazladır. Hızır, insanların dar günlerinde imdadına ulaşan nur yüzlü, uzun beyaz sakallı meçhul bir şahsiyettir. İşte Cami-i Kebir'de yatan zat da böyle bir Hızır’dır. Yaşlıların rivayetine göre, bir gün bu Hızır Direği'nin dibine gayri meşru bir çocuk bırakılmış. Bunun üzerine direğin dibinden büyük bir su çıkmış ve ne yapmışlarsa suyu kesememişler. Sonuçta 40 yapağı yün tıkamak suretiyle durdurmağa muvaffak olmuşlar." Zaman geçtikçe eski eserlerimiz yavaş yavaş hususiyetlerini kaybediyorlar. Nitekim Ulu Camii de birçok hususiyetini kaybetmiştir. Çünkü eskidikçe tamir ihtiyacı, eserlerin eski varlıklarından büyük bir kısmının kaybolmasına sebep oluyor.Ulu Cami (1927) Ulu Cami pencere altı yazıtı (1990) Ulu Cami pencere altı yazıtı (1990) Ulu Cami pencere altı yazıtı (1990)
Çifte Minare
İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Bu günkü anlamı ile Hukuk Fakültesi olan medresenin sadece doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır. Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanda pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Böyle bir uygulama ile daha canlı hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Kesin olmamakla birlikte eserin mimarının Kelük Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır. Selçuklu döneminin en anıtsal yapılarından biri olan Çifte Minareli Medrese 1960''lı yıllarda yapılan araştırma kazısı sonucuna göre açık avlulu, 4 eyvanlı iki katlı anıtsal bir yapıdır.
Bu sayfa defa görüntülenmiştir.
İyi Bayramlar
Multimedya
---------------------
KÖŞE YAZARLARLARI
HAVA DURUMU
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BİLECİK
BİNGÖL
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLI URFA
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.